Sıradışı Bir Vampir Dizisi “True Blood”

Fantastik tarzda, özellikle vampir temalı kitap, film ve diziler hep dikkatleri üzerlerine çekmiştir. Tabi tek vampir temasıyla olmuyor bunun içerisine bir tutam aşk ve doğal olarak gerilim ekledikten sonra işte size güzel bir ürün ortaya çıkıyor. Bu dizinin adını ilk duyduğumda çok dikkatimi çekti…

Dizinin ismi ilginçti ama bence güzel bir isim olmuştu. Özellikle vampir tarzında bir dizinin adının -Türkçe’ye çevirdiğimiz de- Doğru Kan olması tabiri yerindeyse cuk diye oturmuş dedim. Ama diziyi duymakta geç kalmıştım çünkü diziyi keşfettiğimde 2. sezondaydı 🙂 Sağlık olsun deyip izlemeye başladım.

Her ürünün bu kitap,sinema ya da dizi olabilir kendilerince bir vampir tarzı vardır. Bundan dolayı da özellikler farklılık gösterir. Örneğin; Alacakaranlıkta vampirler gün ışığında elmas gibi parlamakta, Gece Evi romanlarında vampirleri gün ışığı acı çekmeklerine neden olur. Ancak True Blood’da böyle olmuyor, eğer vampir gün ışığına dolaylı olarak maruz kalırlarsa güçü tükenmeye başlıyor, direkt maruz kalırsa alev alıyor ve ölüyor. Görüldüğü gibi herkesin hayal gücü gerçekten çok farklı.

Her neyse True Blood’dan biraz bahsedelim. Öncelikle dizimiz, yazar Charlaine Harris’in Sookie Stackhouse Serisi veya Güney Vampirleri Serisi olarak adlandırılan kitap serisini temel almaktadır. Dizinin kısaca özeti;
Dizide ABD’nin güneyinde, Louisiana eyaletinde bulunan Bon Temps isimli küçük (kurgusal) bir kasabada vampirler ve insanların birlikte yaşamaya başlaması, aralarındaki etkileşim konu edilmektedir. Dizinin baş kahramanları Sookie Stackhouse (Anna Paquin) isimli telepatik (insanların düşüncelerini okuyabilen) bir garson kız ile aşık olduğu Bill Compton (Stephen Moyer) isimli bir vampirdir. Bill, Sookie’nin gönlünü çalmaya çalışır ve kasabada bazı ilginç ölümler başlar…

Sookie ve Bill

True Blood’da vampirler insanlarla iç içe yaşamaya çalışmaktadır ancak insanların çoğunluğu bunu istememektedir. Çünkü vampirler insan kanı için cinayet işlerler hatta bunu ticarete dökenler bile olur. Vampirlerin sosyal olmaları için onları besleyecek bir içki çıkar adı da tabiki True Blood yani sentetik kan. Vampirlerin bazıları kendilerini topluma kötü göstermemek için bu içeceklerden tüketirler, insan kanından uzak dururlar. Dizinin bazı özelliklerinden bahsetmişken en sevdiğim özelliğini sizlerle paylaşmak isterim. Vampirler bir insanı ısırdığında, ısırılan kişi vampir olmuyor. Herhangi bir insanın vampire dönüşmesi için başka bir dönüştürme evresi gereklidir yani insan ve vampir toprağın altına yerleştirirler ve belli bir süre sonra insan vampir olarak uyanır. Klasikleşmiş bir dönüşüm örneği yok, bundan dolayı dizi kendisini biraz daha farklı kılmaktadır.

İlk sezonda kasabadaki ilginç ölümler ve Bill ile Sookie’nin başlayan aşklarını konu alıyor. İkinci sezonda ise küçük kasabaya ilginç bir perinin musallat oluşu konu alınıyor ve vampirler dünyasının iç yüzü detaylı anlatılıyor.
Üçüncü sezonu önümüzdeki yaz ayında başlayacak ve edinilen bilgiye göre diziye Türk bir oyuncu girmiş ve bir vampiri canlandıracakmış.

Ve unutmadan belirtiyim, Sookie karakterini canlandıran Anna Paquin, Tv dizisi drama dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. Böyle devam ederse bence ödüller gelmeye devam edecek. Fantastik tarzda dizi severler için kesinlikle öneriyorum ve 3. sezonu merakla bekliyorum…

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.