Mehmet Bedestenlioğlu Röportajı

mehmet bedestenlioglu

Son 4-5 yıldır voleybol ile çok yakında ilgilenirdim. Şimdi de ilgileniyorum aslında ama önceki gibi değil 🙂 2008 yılında bir voleybol sitesi adına Hamdi arkadaşım ve ben Mehmet Bedestenlioğlu hocamızla güzel bir röportaj yapmıştık. Onu sizlerle paylaşıyorum…

Hamdi-Ahmet: Hocam, voleybol özgeçmişinizi kısaca anlatır mısınız?

M.Bedestenlioğlu: 1969 yılında Samsun’da ilk lisansım çıktı. 1975 de Ankara’da DSİ Spor’a üniversite yıllarında transfer oldum. 1986 yılına kadar bu kulüpte oynadım. Oyunculuk yıllarım hep smaçör olarak geçti. Sadece 1986 yılında Emlak Kredi Bankası Spor Kulübü bayan Voleybol takımında antrenörlük yaparken aktif voleybolculuğu bırakmış olmama rağmen pasör arkadaşım sarılık olduğu için zorunlu olarak 3 ay pasörlük yaptım ve takım 1.lige çıktı. Antrenörlük hayatım ise 1982 de bir anlamda zorunluluktan Ankara DSİ Spor’da başladı. O yıl DSİ Spor küçülme kararı almıştı. Erkek ve bayan takımların tüm antrenörleri ve A takım sporcuları takımdan ayrılmışlardı. Yönetim kurulu Antrenörlük diploması olan ve en tecrübeli genç oyuncu olarak takımların sezon hazırlık antrenmanlarını yaptırmamı daha sonra antrenör bulacaklarını söylediler. Başladım aradan bir ay geçti hala kız takımın antrenörü yok. O tarihte hem A takımda oynuyorum hem üniversiteye devam ediyorum, hem de babamın vefatı nedeniyle çalışmak zorundayım. Antrenörlük yapmak hiç düşündüğüm bir şey değildi. Ama o bir ay süre boyunca defalarca bırakma isteğimi yönetime belirtmeme rağmen sporcuların ve velilerinin yönetime ve bana aşırı baskısı sonucu antrenörlük hayatım başladı. O günden bu güne de aralıksız olarak antrenörlük yapıyorum. O zaman tek başına A, genç, yıldız takımların hepsinin birden antrenörüydüm. Yani daha başlarken A takım antrenörü olarak başladım. 1986 da Emlak Kredi Bankası’na, 1989 da Galatasaray’a transfer oldum. 1989-1999 yılları arası Galatasaray’da 3 yılı hariç (Sn. Cengiz Göllü ve Nikolai Karpol dönemi) Bayan takımların baş antrenörü olarak çalıştım. 2000 yılında ise Eczacıbaşı Spor kulübü’nün altyapı direktörü olarak transfer teklifi ile bu kulübe transfer oldum. 2006-2007 sezonunda ise Vakıfbank Güneş Sigorta Spor Kulübüne yine alt yapı direktörü olarak transfer oldum. Halen bu Kulüpte görev yapmaktayım. Antrenörlük hayatım boyunca birçok oyuncunun yetişmesi için emek verdim ve de birçok başarılı sonuç aldım. Bunları buraya yazmaya kalksam yeriniz yetmez herhalde. Ama benim için önemli olan birkaç tanesini şöyle.

1983 Ank. DSİ Spor Genç Bayanlar Türkiye Şampiyonluğu Kazandığım (kulüpler bazındaki ilk Türkiye Şampiyonluğu)
1985 Ank. DSİ Spor Türkiye Bayanlar ligi 4.lüğü (tamamı kendi yetiştirdiğimiz oyuncularla)
1988 Ank. Emlak Kredi Bankası CEV Kupası 3.lüğü (iki kişi hariç tamamı altyapıdan yetişen oyuncularla ve Ankara takımlarından birinin ilk Avrupa’da kazandığı kupa)
1994 Galatasaray CEV Kupası 3.lüğü (Galatasaray tarihinde Avrupa derece alan ilk Bayan takım)
1997 ISF Liselerarası Dünya 3.lüğü
1999 ISF Liselerarası Dünya 2.liği
2002 Eczacıbaşı A Bayan Takımı ile Türkiye Ligi ve Türkiye Kupası Şampiyonluğu
2006 Eczacıbaşı altyapısı ile 3 kategoride(genç, yıldız, küçük) ve oyuncularımızın oynadığı ortaokul ve lise takımlarının Türkiye Şampiyonu olması Yani aynı yıl alt yapıda 5 Şampiyonluk Kupası
Ve tabii ki 2007 yıldız kızlar dünya ikinciliği

Hamdi-Ahmet: Beğendiğiniz ve beğenmediğiniz özellikleriniz nelerdir?

M.Bedestenlioğlu: Çok hırslı oluşum ve inandığım hedefler için bıkmadan yılmadan çalışmak, vermek ve katkıda bulunmaktan zevk almam, sınırsız sevgi beğendiğim yanlarım.
Hayır demeyi becerememek, zaman zaman kendimi anlatamamak, işkolik olmam nedeni ile kendimi ve çevremi ihmal etmem, sigara içmem beğenmediğim yanlarım.

Hamdi-Ahmet: Sizi en çok ne mutlu eder?

M.Bedestenlioğlu: Sportif anlamda kısa bir cevap versem: hedeflere ulaşmak.

Hamdi-Ahmet: Kendinizi huzurlu hissettiğiniz özel bir yeriniz var mıdır?

M.Bedestenlioğlu: Annemin yanı, evimin mutfağında ve yazlığın bahçesinde çalışmak (yılda birkaç gün gidebilsem de)

Hamdi-Ahmet: Gerçekleşmesi en zor olan hayaliniz nedir?

M.Bedestenlioğlu: Gerçekleşeceğine inanmadığım veya çok zor olduğunu düşündüğüm şeyleri düşünmek istemem hayal bile olsa. Ama Olimpiyat finalinde oynayan yetişmesine emek verdiğim oyunculardan birkaçının yer aldığı Türk Milli takımını görmek (2012 veya 2016 da niye olmasın) en büyük düşüncem.

Hamdi-Ahmet: Çok zorlandığınız ya da sıkıldığınız zamanlarda sizi rahatlatan şey ne olur?

M.Bedestenlioğlu: O problemi analiz edip nasıl çözeceğimi buluncaya kadar kendime acımasız ve çevreme çekilmez olurum. Yakın çevrem( Oğlum, antrenör arkadaşlar ve sporcularımız) durumu anlar ve hemen etrafımdan uzaklaşır. Ama bulduğum çözüme yönelik tekrar çalışmaya başlayınca her şey normale döner.

Hamdi-Ahmet: Unutamadığınız bir maç veya bir an var mı?

M.Bedestenlioğlu: Dünya Şampiyonasında bizim için ilk dördün anahtarı olarak gördüğümüz Japonya maçını (ilk gruplarda favori olarak görülen Avrupa şampiyonu Almanya’yı 3-1 yenmişlerdi ve Brezilya’yı zorlamışlardı) unutamıyorum. Zaten maçtan sonra FIVB’de Şampiyona sayfasında yer alan maç sonrası çekilen fotoğraf duygularımı anlatıyor herhalde. Yine maçtan sonra basın toplantısında Japon takımının antrenörü Sn. Noboru Aihara’nın söylediği sözler “Türk takımı ile aynı sahada olmak bizim için onurdur” iki açıdan benim için unutulmaz andır. Birincisi takımımızın gücünün kabul edilmesi, ikincisi ise bir antrenörün yenildiği maçtan sonra bu sözleri söyleyebilecek kişiliğe ulaşması.

Hamdi-Ahmet: İyi bir sporcunun özellikleri neler olmalıdır sizce?

M.Bedestenlioğlu: Bu soruyu birkaç yönden değerlendirmek gerekir. Hem kişilik hem fiziksel hem de teknik özellikleri çok önemli. Savaşçı, fairplay’i özümsemiş, sorumluluk alabilen, ekip çalışmasına uyumlu kişilikte; çabuk fibrillerden oluşan kas yapılı ve voleybol için yeterli boy uzunluğuna sahip algılama ve tepki sürati çabuk fiziksel özellikleri olan, temel teknikleri becerili kullanabilen ve de deneyim sahibi sporculara ben iyi sporcu diyebilirim.

Hamdi-Ahmet: Voleybol dışında sevdiğiniz bir spor var mı? Ne kadar ilgilisiniz?

M.Bedestenlioğlu: Futbol ve masa tenisi ile ortaokul ve lise yıllarında uğraştım. Samsunspor altyapısında futbol oynadım. Burnum kırılınca ailem hocalarımın tüm uğraşlarına rağmen izin vermedi. Masa tenisinde ferdi olarak yıldızlar kategorisinde Türkiye 4.sü oldum ve Milli takım kampına da katıldım. Okul takımında basketbol da oynadım. Hatta liseler arasında Türkiye 4.lüğümüzde var. Atletizm de orta mesafe koşuda yaptım okul takımında. Şuan vakit buldukça tüm branşları zevkle izliyorum, kendim koşuyorum ağırlık çalışmaları yapıyorum ve arkadaşlarla da futbol oynuyorum.

Hamdi-Ahmet: Biraz geçmişe giderek, bir de sizin ağzınızdan Dünya 2. liğini dinlemek isteriz. Final maçında neler yaşandı, anlatabilir misiniz? Takıma bu inancı, motivasyonu nasıl kazandırdınız?

M.Bedestenlioğlu: Bugüne kadar yapılan birçok röportajda dünya ikinciliği ile ilgili hem benim ağzımdan hem de sporcularımızın ağzından anlatıldı. Aslında hepimizin bildiği gibi çok kısa sürede olabilecek yapılabilecek şeyler değil bu gibi başarılar. Diğer ülkelerin (İtalya, Almanya, Rusya, Çin, Hollanda vb.) Federasyon takım olarak birlikte çalıştırdığı ve uygun seviyede liglerde mücadele ettirerek hazırladığı Milli takımların benzerini biz Kulüplerimiz sayesinde aynı mantıkta hazırladık. Milli Takımdaki sporcularımızdan beş tanesi ile Eczacıbaşı’nda en azı iki yıl, dört tanesi ile Vakıfbank Güneş Sigorta’da bir yıl birlikte çalışmıştım zaten bu göreve getirildiğimde. Ben Naz ve Asuman’ın küçük takımdan beri antrenörlüğünü yaptım tam altı yıl. Böyle düşünürseniz eğer hep aynı dilden becerileri ve taktik öğrenen oyuncuların Kulüplerin yatırımları sonucu yan yana gelip aynı antrenörle uzun yıllar çalışınca ve de Federasyonumuz hiçbir şeyi esirgemeden olanakları önümüze serip iyi bir hazırlık dönemi geçirmemizi sağlayınca diğer ülkeleri yakalamış olduk ve de başarı geldi.
Final maçı için hakikaten yazık oldu diyebilirim. Sakın buradan Çin takımının kuvvetli olmadığı gibi bir sonuç çıkarmayın. Hakikaten her bakımdan çok kuvvetli bir takım. Yanlış hatırlamıyorsam üç tane oyuncuları en iyi seçildi biri MVP olmak üzere. Bizim takımımız teknik ve taktik uygulama becerileri yüksek oyunculardan kurulu bir takım. Çin maçında taktiklerin uygulanmasında başarılı olamadık. Çabuk dönmemiz gereken yerlerde manşet ve hücum hataları yaptık. Rakibi döndürmek istemediğimiz turlarda ya defansı beceremedik ya da kontratakta başarılı olamadık. İşte yazık oldu dediğim yer burası, biz de takım olarak tam performans gösterebilseydik muhteşem bir maç olurdu. Belki kazanabilirdik de. Ayrıca hatalar peş peşe gelince özellikle ikinci sette ara açılıyor ve bu tip maçlarda telafisi çok zor oluyor.
Motivasyona gelince hakikaten biz teknik ekip için bu takımda hiç zor olmadı. Çünkü her şey sporculara neyi niçin nasıl yapmaları gerektiği anlatılarak yapılıyor. Türk insanı inandırılırsa ve uygulamada kullanacağı silahlar öğretilirse her şeyin üstesinden gelebiliyor. Hepimiz hazırlık kampının başladığı ilk gün ilk dörde gireceğimize inanmıştık. Aksi büyük hayal kırıklığı olurdu. Ayrıca takımı yakından tanıyan herkes bunu biliyordu. Daha Karadeniz turnuvasında Federasyon Başkanımız Rusya maçından önce çocuklara ilk dörde gireceğine olan inancını söyledi ve ben de orada olacağım dedi. Ayrıca Sporcularımız bütün bunları yazdılar. Otelde kaldığımız katın koridorunu görmeliydiniz. O kâğıtların hepsi bende ve saklıyorum. Sadece duvardaki kâğıtlara mı kollarına da yazdılar. Japonlar kaldığımız otelde katımıza gelip bu yazıları kameraya aldılar ve bunları tercüme ettirip başarının sırrını bulmaya çalışacaklarını söylediler. Tüm takımın masöründen Başkanımıza menajerimize kadar bu motivasyona katkısı inanılmazdı. Özellikle Naz’ın bu konudaki yaratıcılığı çok iyidir.

Hamdi-Ahmet: Bir yıl içerisinde katıldığımız birçok turnuva oluyor. Kamp süreleri yeterli geliyor mu? Oyuncuların kulüpleriyle çalışmaları var, bu yoğunlukta kamp tarihlerini ayarlamak zor oluyor mu?

M.Bedestenlioğlu: Kamp tarihlerini ayarlamakta iki önemli güçlük var. Birincisi okul, ikincisi de A takımlarda oynayan sporcularımız. Ama herhalde bu sene sadece iki önemli turnuvamız olmasına rağmen şimdiden bir aylık kamp dönemini tamamladık. Mart ayında gireceğimiz 22 günlük kamp ve müsabaka dönemini de neredeyse iki ayı tamamlamış oluyoruz. Ayrıca daha şimdiden 5 hazırlık maçı yapmış oluyoruz. Kampta olmadığımız dönemde ikinci lig takımlarıyla yapacağımız 3 maç, Mart ayında yapacağımız kampta konuğumuz olarak ülkemize gelecek olan Fransa Milli Takımı ile yapacağımız 3 maç ile turnuva öncesi 11 hazırlık maçı yapmış olacağız. Buna finaller öncesi yapacağımız program 23 Haziran’da İtalya genç milli takımı ile Türkiye’de yapacağımız ortak kamp ile başlayacak. En az 2,5 aylık bir süremiz de bu dönemde var. Herhalde bir genç Milli takım için önemli bir çalışma süresi. Bu kampların gerçekleşmesinde fedakârlıkta bulunan Kulüplerimize, antrenörlerimize, ailelerimize, il temsilciliklerine ve de özellikle sporcularımıza, ayrıca bu olanakları sağlayan Federasyonumuza ve kamplarda fedakârca çalışan teknik ekibe teşekkür ederim. Tabii ki Cengiz ağabey ve A milli takım antrenörümüz Chiappini’nin desteğini ve katkısını da anlatmalıyım. Özellikle Cengiz Ağabey her kampta yanımızda ve tüm programların hazırlanmasında ve gerçekleşmesinde en büyük pay sahibi. Alessandro ise tüm sporcularımıza ismen hitap edecek ve şakalaşacak kadar yakın. Sporcularımızın teknikleriyle tek tek ilgileniyor. Kısaca bizden biri.

Hamdi-Ahmet: İlk altıda oynaması beklenen Naz ve Büşra kulüp maçları nedeniyle Alanya kampında yer alamadı, bu durum kamptaki oyuncular açısından herhangi bir olumsuzluk teşkil eder mi?

M.Bedestenlioğlu: Bizim Takımımız yaklaşık 25 kişiden oluşuyor. Kadroda olan olmayan her sporcu arkadaşımız sorumluluğunun bilincinde. Sadece kamplarda değil kulüplerinde de çalışmaları, davranışlarıyla örnek sporcu olmak zorundalar. Birbirleriyle ilişkileri de sadece kamplarda değil kampta olmadıkları sürelerde de sürüyor. Bu nedenle hiçbir sporcu arkadaşım kampa alınsalarda alınmasalarda bu takımın felsefesinden uzaklaşmazlar ve de olumsuzluk yaratmazlar. Belki onlar çalışırken diğerleri yatsalar dediğiniz haklı olabilir. Oysa onlarda kendilerini geliştirecek üst düzey mücadelelere katılıyorlar.
Döndüklerinde bize katkıları kazandıklarıyla daha çok olacaktır. Zaten sadece Naz ve Büşra için değil,
diğer A takımlarda oynayan sporcularımız içinde esnek davranıyoruz. Burcu (Yeşilyurt), Merve (Anadolu Üniversitesi), Dilara (Galatasaray), Gamze (Karşıyaka), Elif (İller Bankası) maçları olduğu zaman iki üç gün önceden kamptan ayrılıp maçları bitince kampa dönüyorlar.

Hamdi-Ahmet: A Milli takım tek pasörlü sistemle oynuyor, bu durumda sizin genç milli takıma çift pasör uygulamanızın avantajları nelerdir? Oyuncuların bu sisteme yabancılık sorunu oluyor mu? Sistem böyle devam edecek mi, değişiklik düşünüyor musunuz?

M.Bedestenlioğlu: Bu soru için özellikle teşekkür ederim. İnternet sitelerinde bazen gülerek bazen kızarak takip ettiğim yorumlar yapıldı. Öncelikle şunu söylemek isterim. Hangi antrenöre sorarsanız sorun hücum özelliği olan iki tane kaliteli pasörü varsa 4–2 oynamak ister. Çünkü her pozisyonda file önünde üç hücumcu olması kadar büyük avantaj var mı? Hele bir de altı no’dan bir hücumcu koyabilirseniz eder dört hücumcu. Üst düzey takım olabilmenin dört şartından biri hücum çeşitliliğidir. Eğer böyle bir olanağınız varsa niye kullanmayalım. Dünya şampiyonasında tüm antrenörler bu kalitedeki iki oyuncuyu nasıl buldunuz diye sorarken, Brezilya yıldız kız milli takımı da 4–2 oynarken, Küba Milli takımı bu sistemle yakın zamanda olimpiyat ve dünya şampiyonu olmuşken bu peşin hüküm nereden geliyor anlayamadım. Hücum çeşitliliğini sağlamak için 5–1 oynadığımızda bizim güçlü bir pasör çaprazımız var mıydı o günkü takımda? Eğer yoksa pasörümüz önde iken smaçörlerimizin geri hücum özelliği de gelişmiş değilse sadece iki kişi ile nasıl oynardık. İstatistiklere takılmayın. Naz niye en iyi pasör seçilemedi yerine Naz’ın en iyi hücumcular arasında 22. sırada olmasını düşünmeliyiz. Emin olun tüm ülkeler istatistiklere bakınca nasıl ikinci olduğumuzun sırları arasında bir numaralı sıraya 4-2 oynamamızı koyuyorlar. Bazı arkadaşlar köşe oyuncularımıza manşet aldırmamak veya alamadıkları için böyle oynadığımızı bile yazdılar. Manşet sayılarına bakarlarsa kimin manşet aldığını hemen anlarlar herhalde. Oyuncular bu sisteme yabancılık çekmiyorlar. Çünkü kulüplerinde yıldız takımda da böyle oynadılar. Benim tüm antrenör arkadaşlara tavsiyem oyuncu yetiştirmek istiyorlarsa küçük takımda klasik 4-2 (pasör kaçmadan)yıldız takımda da olanaklar el verdikçe modern 4-2 (pasör kaçarak)oynamalarını tavsiye ediyorum. Bu sistem hem pasörlerin uzun oyunculardan seçilmesini ve smaç özellikleri de olan pasörlerin yetişmesini sağlıyor. 5-1 oynadıklarında oynattıkları pasörün daha çok çalışmasını sağlıyorlar. Diğer pasör yeteri kadar çalışmıyor veya oynamıyor. Genç Milli takıma gelince; sporcularımızın deneyimleri, kuvvetleri, becerileri arttıkça kuvvetli pasör çaprazları bulmak mümkün olabiliyor. Ve son olarak istediğiniz cevap: Bu turnuvada 5-1 oynayacağız.

Hamdi-Ahmet: Genç milli takımda yaş sınırlaması olduğu için bazı oyuncular kulüplerinde A takımda, bazıları altyapıda yer alıyor. Bu durum takım içinde soruna neden oluyor mu? Dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

M.Bedestenlioğlu: Takımımız içinde yukarıda da anlattığım nedenlerle psikolojik anlamda bir soruna neden olması mümkün değil. Zaten ben de buna müsaade etmem. Takımın disiplin kuralları ve oyun sistemi var ve
herkes buna uymak için elinden gelen tüm gayreti gösterir.
Teknik olarak ise tüm oyuncular kapasiteleri becerileri oranında takıma katkı vereceği veya yapabileceği kadar sorumluluğu olacağı için bir başka yönden de oyun sistemi de buna göre ayarlanacağı için bir problem olmayacaktır.

Hamdi-Ahmet: Bugün sizin elinizden geçmiş çok yetenekli gençlerimiz var, bu seri devam ediyor mu? Adını çok duyacağımız yeni isimler var mı?

M.Bedestenlioğlu: Bir alttaki soruya bakarak bu soruya Genç Milli Takım açısından cevap vereyim. Bildiğiniz gibi Aralık ayında yaptığımız bu dönemin ilk kampına 24 sporcu davet ettik. Tüm oyuncuları görmek takımımızın yapısını şekillendirebilmek amacı ile böyle düşündük. Özellikle şu an isimlerini söylemek istemediğim birkaç oyuncumuzun Avrupa Şampiyonasına kadar ilk altımıza dahi girebileceğini gördük. Tüm kalbimle inanarak söylüyorum bu takımdan en az 4–5 kişi A Milli takımda yer alacak. İnanıyorum ki 88–90 yaş grubundaki oyuncularımız gelecekte Türkiye’yi çok büyük başarılara taşıyacak. Ama şunu söyleyebilirim Eylüldeki şampiyonada çok farklı bir Milli takım olacak hem oyun olarak hem de oyuncular olarak. Çünkü artık 12 kişi oynayabilecek bir kadroya sahip olacağız. Alanya kampında ise oyun sistemimizle ilgili epey yol aldık. Öyle ki İkinci ligin başarılı ekiplerinden Konya Ereğli takımı ile oynadığımız ilk maçta (3-2) Naz, Büşra, Dilara, Burcu, Merve, Elif yoktu. İkinci maçta (3-0) ise Melis de oynamadı. Buna rağmen her iki maçı da kazandık. Bu da kadro genişliğimizi anlatıyor herhalde.

Hamdi-Ahmet: Bir siteye verdiğiniz demeçte “Otuz tane filiz daha yetişiyor” demişsiniz. Peki beklentileriniz nelerdir?

M.Bedestenlioğlu: Bildiğiniz gibi bu dönem Yıldız Milli takımımızı 92 ve daha küçük sporcularımız oluşturacak. Yalnız şöyle bir fikir oluşmasın. Sadece Alanya’ya gelenlerden Milli takım oluşmayacak. Alanya kampına katılanlar geçen seneki onaltı ilde yapılan il karmalarının Ankara’da yaptığı maçlar sonucunda seçilen oyunculardı. Bu sporcuların arasına okullar ve yıldızlar Türkiye şampiyonaları yarı final ve finalleri izlenerek seçilen sporcular da yaz döneminde katılacaklar. Ama kampa katılan sporcular bile fiziksel açıdan ablalarını yakalamış durumdalar. Ama takım oyunu ve teknik becerileri yönünden ablalarının yakaladığı başarıyı yakalamaları için çok çalışmaları gerek. Bu sene Yıldız Milli Takımımız resmi olarak sadece Balkan Şampiyonasına. Onların maratonu 2009 Ocak ayında Avrupa şampiyonası elemesi ile başlayacak. Hazırlıklarımıza şimdiden başladık. Eğer yaz dönemini iyi geçirir isek ki tüm programlarımız bu yönde o tarihe kadar çok ilerleyeceğimiz kesin. Zaten önümüzdeki sezon için şu an planları hazırlanmış altyapıya yönelik başka çalışmalarımızda var. Altyapıdaki tüm çalışmalarımızın amacı takımlarımızın yukarıda sorduğunuz sorunun cevabında olduğu tipte iyi sporcuları kendi kategorilerinde en üst düzey müsabakalara katılmalarını sağlayarak deneyimli, Milli takım kültürü almış oyuncular olarak A Milli Takımımızın oyuncu havuzuna girmelerini sağlamak.

Hamdi-Ahmet: Yabancı oyuncuların Türk voleyboluna etkisi sizce nedir? (artıları, eksileri vs…)

M.Bedestenlioğlu: Bana göre Oyuncular iyi oyuncularla kaliteli antrenman yaptıkça ve kaliteli, denk takımlarla müsabaka oynandıkça gelişir. Bu açından bakınca kaliteli yabancı oyuncuların voleybolumuza katkısı oldukça fazla. Eğer yabancı oyuncular olmaz veya az sayıda olursa antrenman ve maç kalitesi düşer, ligimiz eskiden olduğu gibi iki takım arasında oynanır. Çünkü Milli takım oyuncularımızın çoğunluğu hem Genç hem de A Milli de iki takımımızda. Ben yabancı oyuncular oynamaz ise Türk oyunculara yer açılır görüşüne kesinlikle katılmıyorum. Eğer dünyada iddialı olmak istiyorsak bizim oyuncularımız onlardan iyi olmalı ve onların yerine oynayabilmeli veya onların ülkeleri de bizim oyuncularımızı istemeli. Ancak böyle olursa bizim ülkemiz Dünya Voleybolunda iddialı olabilir. Yıldız Millilerimizin ana felsefesi bu noktada oluştu. Biz de çalışıp onlardan daha iyi olabiliriz. Bu düşünceyi hepsi kabul ediyor. Yabancıların oynamaması ile Türk oyuncular oynayacaklarsa kalite hem antrenman hem de ligde düşünce nasıl gelişeceğiz. Tabii ki ligimizde bizim oyuncularımızdan kötü yabancı oyuncular oynuyor buna karşıyım. Ne zaman Türk oyuncularımızın hem kalitesi hem sayısı yeterli düzeye çıkar o zaman yabancı sayısı düşürülebilir.

Hamdi-Ahmet: Özellikle çalıştırmak istediğiniz kulüp(ler) veya oyuncu(lar) var mı?

M.Bedestenlioğlu: İnandığım hedefleri olan, bu hedefleri gerçekleştirebilecek çalışma şartları olan ve maddi olarak beni tatmin edecek kurumsallaşmış her takımda her kategoride çalışırım. Ben profesyonel bir antrenörüm. Oyuncu kalitesi tabii ki çok önemli. Alanya kampındaki Yıldızların bir takımda toplanabilse ben de bu takımı çalıştırabilsem.

Hamdi-Ahmet: Sizce başarıyı getiren en önemli faktörler neler?

M.Bedestenlioğlu: Doğru hedef
Hedefin gerçekleştirilebileceğine inanmak
Hedefe odaklanma
Doğru planlama
Bilimsel çalışma
Doğru ekip

Hamdi-Ahmet: Son zamanlarda köşe yazılarında Türk-yabancı antrenör konusu sık gündeme geliyor, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türk antrenörün takım açısından avantajları nelerdir, yabancılardan farkı var mıdır?

M.Bedestenlioğlu: Kişisel düşüncem Türk antrenörlerin voleybol bilgisi hele ki coachluk yeteneği ile ilgili hiç şüphem yok. Bugün Milli takımlarda oynayan oyuncularımızın yetişmesinde antrenörlerimizin rolü çok büyük. Aralık dönemi Genç Milli takım çalışmalarında Chiappini oyuncularımızın teknik seviyesini çok iyi buldu, hatta İtalya genç Milli Takımının yapılan drili teknik yetersizlik nedeni ile yapamayacağını söyledi. Ama bizler bilimsel çalışma, ekip çalışması, kuvvet çalışmaları, istatistik, birbirleri ve oyuncularla diyalog ve yabancı dil konusunda eksiğiz. Çalışma konusuna gelince ben iyi olursam her konuda o gelemez ya da o gelirse ben iyi isem ben de gider onun ülkesinde çalışırım. Ancak Kulüplerimizin de yabancı antrenöre bakış açısı çok önemli. En basit örneği ben istersem hallederiz, yabancı antrenör isterse hemen cevabını veriyorlar. Ayrıca oyuncularla aynı kültür ve dile sahip olmamız nedeni ile motivasyon açısından Türk antrenörlerin büyük avantajı olduğunu düşünüyorum. Yabancı antrenörler uzun vadeli programlarla gelmezlerse gittikleri ülkeye veya takıma katkıda bulunacaklarını düşünmüyorum.

Hamdi-Ahmet: Sizce Türk voleybolunun miladı sayılabilecek en önemli olay, gelişme nedir?

M.Bedestenlioğlu: Ben böyle bir milad belirlemek istemiyorum. Çünkü her dönemin kendine has özellikleri var. Voleybolun gelişmesine paralel olarak her dönemde önemli hizmetler yapıldı. Örneğin yıldızlar ve küçükler liginin kurulduğu günleri düşünün. Acaba o gün için büyük bir gelişme değil mi? Bugün kanıksadık ve minikler ligini tartışıyoruz. 1987 de Ankara’da Emlak Kredi ile Bir Avrupa takımını 3-2 yendiğimizde maçtan sonra salon ana baba günü olmuştu. Soyunma odasında oyuncuma sorduğumda niye bu kadar sevindiniz diye sorduğumda bana ben ilk defa bir yabancı takımı yeniyorum demişti. O gün için Ankara voleybolun Miladı olabilir bu galibiyet. Bugün genç ve yıldız takımlarımız yurt dışında kamplar yapabiliyor. Eskiden 50 kez milli olanlara serbest giriş kartı veriliyordu. Naz’ın hala iki yıl genç yaşı olmasına rağmen herhalde 100 civarında milliliği var. Her ilk başarılan, her yeni başlangıç o dönemin en önemli voleybol olayı olur. Bu nedenle her dönemde voleybola hizmet eden ve voleybolumuzun bu seviyelere gelmesine olanak sağlayan tüm Federasyonlara, Kulüplere, idareci antrenör ve sporcularımıza minnet ve şükranlarımızı sunmak gerekir.

Hamdi-Ahmet: Birazda Vakıfbank Güneş Sigorta’dan konuşalım. Kulübün bu seneki hedefleri hakkında neler söyleyeceksiniz? Gelecek için hedefleriniz, yapmak istedikleriniz nelerdir?

M.Bedestenlioğlu: Bu sorunuza ancak altyapımız açısından cevaplayabilirim. A Takımımız ile ilgili bilgi verebilecek olan kişi menajerimiz Sn. Nalan Ural.
1,5 sene önce Vakıfbank Güneş Sigorta Spor Kulübüne geldiğimde altyapımız için öncelikle hedeflerimizi ve prensiplerimizi koyduk. Uygun bir gelişim programı hazırladık.
Hedef olarak A takımımıza ve Türk voleyboluna her kademede yaralı olabilecek oyuncuları, eğitimli ve kültürlü olarak yetiştirmek.
Bunun için tüm Türkiye’yi tarayarak “iyi sporcu“ olabilecek adayları bünyemizde toplamak
Bünyemizde bulunan sporcuları kendi A takımımızda oynayacak kaliteye getirecek üst düzey bireysel gelişim programları hazırlamak ve uygulamak
Bu arkadaşları eğitecek antrenör kadrosunu oluşturmak
Eğitimlerini sağlamak
Eldeki en iyi şartları oluşturarak yaşam şartlarını iyileştirmek
Antrenman araçlarını en iyi düzeye çıkarmak
Kulübümüzü altyapı oyuncuları için bir cazibe merkezi haline getirmek gibi başlıklarda çalışmaya başladık. Şu an yolun daha yarısındayız. Tüm gayretlerimize rağmen henüz istediğimiz düzeyde değiliz. Buna rağmen eldeki olanaklarla en iyisini yapmak için çalışıyoruz. Umuyorum kısa zamanda ilk ürünler ortaya çıkınca tüm Türkiye gayretlerimizi daha iyi anlayacak.
Kısa vadede ise tüm altyapı takımlarımızın Türkiye finallerini oynamasını istiyoruz.

Hamdi-Ahmet:İnternetteki voleybol sitelerini, örneğin voleyboltr.com’u ziyaret eder misiniz?

M.Bedestenlioğlu: İnternetteki voleybol sitelerini elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Sitenizdeki röportajları sürekli takip ediyorum. Açıkçası katılımcılar sayesinde birçok şeyi öğreniyorum. Hatta bir ara ben de forumlara yazarak katılımcı olmak istedim. Ama herkes bu forumlarda bilgi paylaşımı yerine birbirleriyle yarışma yaptığını görünce zamanımın yetmeyeceği nedeniyle vazgeçtim. Çünkü her yazdığınıza bir cevap geliyor. İşi gücü bırakıp forumları takip etmek zorunda kalıyor insan. Ben tüm katılımcılara inanılmaz saygı duyuyorum. Çünkü birçok voleybolcudan çok voleybolu takip edip katkıda bulunmaya çalışıyorlar. Aslında bu büyük gücü birleştirip voleybola katkısını yönlendirebilsek ne büyük güç oluşurdu.

Hamdi-Ahmet:Mehmet hocam çok güzel ve (biraz) uzun bir söyleşi oldu. Bize zaman ayırdığınız için teşekkür eder voleyboltr.com olarak başarılar dileriz.

M.Bedestenlioğlu: Öncelikle bu kazık soruları hazırlayan ve bana düşüncelerimi hazırlama şansı veren sizlere ve bu oldukça uzun röportajı okuma sabrı gösterebilenlere ben çok teşekkür ederim.
Sevgi ve saygılarımla…

Röportaj : Ahmet DUYGUN ve Hamdi KOÇ
voleyboltr.com

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.